Çok canım yandı bugün benim ya. Öyle böyle değil ama. Tamam bir bakıma alışkınım buna ama ne bileyim bu seferki farklı gibi bir şey.
Benim bir arkadaşım vardı. Birinci sınıftan sekizinci sınıfın sonuna kadar aynı sınıftaydık. Artık bir süre sonra kardeş gibi olduk biz bu çocukla. Sıkı fıkıyız ama hani dışarıdan bakan sevgili sanıyor bizi o derece. Annem babam da tanıyor çocuğu. Sorun yok yani. Bir de bunun halası bizim okulda Türkçe öğretmeni. Anam kadını da bir seviyorum bir seviyorum. Hani tam aile oldu bunlar dersiniz. Neyse işte sekizinci sınıftayız.
Ben orta okula kadar kızlarla anlaşamıyordum. Daha çok erkek arkadaşım vardı. Orta okulda başladım yani kızlarla sıkı fıkı olmaya. İşte orta okulda kızların tarafına geçince bu çocuktan uzaklaştım doğal olarak. Sekizinci sınıfta daha da uzaklaştım kavga falan ettik. Okulun ikinci dönemi aramız düzelir gibi oldu. Havalar ısındı artık bir hafta sonra okula gelmeyeceğimiz dönemler geldi. Ben bir arkadaşımdan öğrendim ki bu çocuk beni seviyormuş ve bana baloda çıkma teklifi edecekmiş. Kendi kendime ' N'oluyoruz ya ' dedim ve beynimden vurulmuşa döndüm. Ne yani benim kardeşim dediğim çocuk beni seviyordu ve beni baloya götürecekti?! O ne demek. Tamam dışarıdan çok doğal bir şey olarak görülebilir ama kızlar anlar. Bir erkek var her şeyinizi biliyor. Siz sonradan öğreniyorsunuz ki sizi seviyormuş. Ebesinin herekesi yani. Tabii ki öğrendikten sonra cıngar çıkardım. Çocukla kavga ettim ve hönküre hönküre ağladım. Ya ne yapacaktım "Bim bam bom uyanın dostlar benim de artık bir sevgilim var" diye mi gezecektim? Ardından günü birlik depresyona girdim.
Ve unuttum..
Bugün okuldan erken çıktık gibi bir şey oldu. biz de arkadaşımla eğlencesine (biliyorum bu aslında doğru olanı bu) karşıdan karşıya geçerken yayalara yeşil ışığı yakıp öyle geçiyoruz. Kafamı bir kaldırdım ve aydınlanma yaşadım. Minibüs ve boş yani koltuklar dolu ama boş anladınız işte az yolcu var. Neyse ben arkadaşa görüşürüz dedim atladım minibüse. Sonra 20 - 30 dakika sonra önünde durduğum koltuktaki kadın kalktı bende oturdum. Taktım kulaklığı çıkardım kitabımı okumaya başladım. Çünkü o kitap Pucca'nın kitabı. Tabii ki okumazsam olmaz. Neyse ama hiç sağıma soluma bakmıyorum. Çocuk bile kesmedim. Sadece kitap. Kafamı kaldırdım baktım eve yaklaşıyorum. Koydum kitabı çantama. İşte hazırlandım falan filan. İndim minibüsten. Bir baktım arkamdan biri yarım ağız seslendi. Emin değilmiş gibi. Arkamı döndüm baktım o. İnanamadım önce bir iki adım gittim. Sonra durdum tekrar. "Nasılsın?" dedi "İyiyim" dedim bu yani ona nasılsın diye sorup sormadığımı hatırlamıyorum. "Okuldan mı?" o nasıl soruya oldum' kendi kendime önce "Evet" "Hmm iyi" durdu durdu "Görüşürüz" dedi ve bitti. Beni gördüğü anda gözleri parladı. Fark etmedim değil. Ama hala anlamamış demek ki. Numaram hala telefonunda kayıtlıymış. Mesaj attı akşam.
"Görünce birden atladım ama küs olduğumuzu falan unuttum ya ben. Konuşurken aklıma geldi bişey de diyemedim."
Ne denir yani buna? Neden hala numaram kayıtlı acaba?! Allah akıl fikir versin ya. Evet, biraz tersledim. Umurumda da değil. Ben yeterince kırıldım ve yıprandım her yönden. Yeter artık. O da bana çok ama çok ağır şeyler söyledi. Ben kimmişim. Benimle ne hayaller kursunmuş. Benimle geçirdiği zamana yazıkmış. Gerçek yüzümü görmüşmüş. Neler neler dedi. Ve kimse benim tarafımı tutmadı. Alıştım zaten artık ben tek olmaya. Yapacak bir şey olmuyor zaten bir süre sonra.
Beynimde sanki filler çiftleşiyor. O derece başım ağrıyor. Günüm güzeldi. Mutluydum. Ama biri geldi ve içine sıçtı. Çünkü bir günüm güzel bitse olmaz. Ayıp olur. İşleri rast gitmez. Neyse bazen elden bir şey gelmiyor. He deyip geçmek gerekiyor. Evet, biliyorum çok yoruyor. Çok acıtıyor. Ama başka çare yok. Başkalarını mutlu ede ede geçmiyor bu hayat. Sıra bize geldi artık. Kendinizi de düşünün. Çünkü önce biz..